Kitap merakı çocukluğumda başladı. Bunda babam Sadettin Babacan'ın büyük etkisi vardır. Babam tam bir kitap aşığı idi. Ben de kendimi hatırladığımdan beri kitaplarıma çok iyi baktığımı, biriktirdiğimi, mümkün olduğunca kimseye ödünç kitap vermediğimi ve tabii devamlı okuduğumu bilirim. Ne yazık ki insan sahip olduğu tüm kitapları elinde tutamıyor ama evlendiğimden bu yana tüm taşınmalarımızda kitaplarım(ız) da bizle beraber yer değiştiriyor. Taşımacıların koli sayısını gördükleri zaman, "abi sen bu kadar kitabı naapıyosun" veya "sen bunların hepsini okudun mu" diye sorduklarını çok duydum.

Kitaba merak duymanın Fransızcada iki karşılığı var: Bibliyofil ve Bibliyoman... Eskiden kitapsever insanlara “muhibban-ı kütüb”, hastalık derecesinde kitapkolik insanlara da “mecânin-i kütüb” denilirmiş.

"Kitapsever" ve tabiri caizse "kitap manyağı" anlamına gelen bu iki sözcük her ne kadar kitap ve okumakla iniltili olsa da aralarında belirgin bir fark söz konusu.

BİBLİYOFİL, kitapsever anlamına gelir. Bibliyofil kendi zevkine ve kültürüne veya belirli bir hedefe göre kitap seçer, kıskanç değildir. Kitaplarını başka kitap dostlarıyla paylaşmaktan zevk alır. Hayatı boyunca kütüphânesini kurmak için girdiği zahmet kadar onları başkalarının faydasına sunmak, dağıtmak ve bağışlamaktan büyük haz duyar. Kitapların elden ele, kişiden kişiye ulaşmasını savunarak, okumanın evrensel bir boyut kazanması yönünde çaba sarf eder. Eğer bu tanım sizi tarif ediyorsa, “Bibliyofil” kategorisinde yer alıyorsunuz demektir.

BİBLİYOMAN Yunanca biblion “kitap” ve mania “hastalık” kelimelerinin kaynaşmasıyla anlam kazanan Bibliyoman’ın kaba tanıtımını yapacak olursak, “kitap manyağı” anlamı taşıdığını söyleyelim. Kitaba hastalık derecesinde bağlı olan kimseler için kullanılan bir tabirdir. Kitaplara asla doymaz, gözüne kestirdiği her kitabı mutlaka almaya çalışır. Aldıklarını biriktirir, belli bir sıra halinde okumayı tercih eder. Kocaman kütüphaneye sahip olmak isterler ve asla paylaşımcı değiller.

/////////////////////////////////////// KİTAP DÜNYASINI YAKINDAN TAKİP EDERLER Bibliyofiller, kitaplarıyla yatarlar, kalkarlar. Kitap dünyasını son derece hâkimdirler. Hangi kitabın ne zaman nerede, kim tarafından yayımlanacağını yakından takip ederler. Kütüphanelere sık sık gidip, burada verimli okumalar yaparlar. Oda dolusu kitapları olmasına rağmen çevresiyle kitaplarını paylaşmayı istemezler. Kitap kokusuna kapaklarına büyük tutkuyla bağlıdırlar. Sahaf ve kitap festivallerini kaçırmamaya özen gösterirler. Bibliyomanların bu takıntıları psikolojik hastalıktan ileri geldiğini de belirtmekte fayda var. Bibliyoman, kitap hastası demektir. Her gördüğü kitaba muhakkak sahip olmak ister. Sadece sahip olmaktan zevk alan, sahip olduktan sonra da kimseye göstermeyen ve hattâ koklatmayan biridir. “KAĞITTAN MAMÛL HER ŞEYİ TOPLAYANLARA SELÜLOZOFİL DENİR” Akademik câmianın yaşayan en ünlü kitap kurtlarından Prof. Dr. Ali Birinci’ye göre (Türk Yurdu dergisi, sayı 141, 1999) insan-kitap ilişkisi çeşit çeşittir; kağıttan mamûl her şeyi toplayan meraklılar vardır ki onlara Selülozofil denir. İşe yarayıp yaramadığına bakmadan her çeşit kitabı gözü kapalı satıp alıp kapaklarını bile açmadan üst üste yığanlar da bibliyoman, yâni kitap hastası diye adlandırılır. Bibliyofiller ise kitabı hayatlarının tek ve büyük zevki hâline getirmiş, okumasalar bile kıymetini bilen, değerini görür görmez fark eden hakiki kitapseverlerdir. Fiyatı ne olursa olsun, iyi bir kitap gördükleri zaman hemen alırlar. Aldıkları kitapları usulünce açıp kullanmayı bilirler. Kütüphânelerinden bir kitap eksilsin hemen anlarlar. Bu arada pek ödünç kitap vermeyi sevmezler. Ödünç verseler bile sevgiliyi bekler gibi özlerler. Kendisinin de ileri derecede bir bibliyofil olduğunu söyleyen Birinci’nin nazarında, insanoğlunun en güzel icadıdır kitap. Yıllarca peşinde koşulan bir kitabın ele geçirilmesi operasyon çökertmektir. Fiyatı ne olsa olsun, iyi kitap hemen alınmalı, nasıl olsa ödenir. “KİTAP HASTALIKLARI” ADLI TIP SAHASININ DOĞMASI Bu durumda olanlar bir çeşit hasta sınıfına sokularak kitaba olan iptilâ derecesine göre isimler, sıfatlar konmuş. Akademik sahası kütüphânecilik olan Prof. Dr. Necmeddin Sefercioğlu, yukarıda adı geçen derginin aynı sayısında “Kitaba yönelik olan ruhî tepkiler, ‘Kitap Hastalıkları’ denilen bir tıp alanının doğmasını ve gelişmesini sağlamıştır. Bunların tedavileri ruh ve sinir hastalıkları uzmanlarınca gerçekleştirilir ” diyor. Kitap tiryakiliğini normal dışı ruhî bir sapmaya dönüştürenleri hasta olarak kabul eden modern tıp âlimlerinin gerekçeli görüşleri var mıdır? Meraka değer. Kaba bilgimize göre kitap hastalığına dair tedavi merkezlerinin yaygınlaşmış olduğu kesinleşmiş değil. KİTAP ALMA HASTALIĞI Kitap Postası dergisi Şubat 2006 sayısında kitap satın alma hastalığının en çok Japonya’da yaygın olduğu belirtiliyor. Japonlarda çokmuş selüloz biriktirme hastalığı. Adına Japonca “Tsundoku”, yâni kitap alıp okumama bağımlılığı diyorlar. Bu tür hastalar kitap okuma arzularını yeni kitaplar alarak bastırırlar, fakat yine okumazlar ve biriktirirler. Kitap satın alma hastalığına yakalandığını söyleyen Alman edebiyat ve kültür tarihçisi Walter Benjamin (1892-1940) "Tüm bu kitapları okuyabilecek vaktiniz olduğuna inanıyor musunuz?" sorusuna "Kitaplar yalnız okunmak için değil, aynı zamanda birlikte yaşamak içindir…" diye cevap verir (Kitap Postası, s. 24). İtalyan edebiyatçı Umberto Eco'ya göre, elindekileri okumadığı halde yeni kitaplar almaktan vazgeçmeyen insan, aldığı kitapları kısa bir müddet sonra "okumuşluk" duygusuyla muhafaza eder. O kitapları okumadığını biliyor olsa da fizikî olarak sahip olmasından dolayı, zihin bu sahipliği okumuşluk duygusuna dönüştürür. Hastalık da bu noktadadır. Hem okumaktan alıkoyar, hem de kitap satın alma çılgınlığına sevk eder. Kitap satın alma hastalığı tefekkürle halledilebilecek bir hastalıktır. Bilgiyi içselleştirmekten geçer. Aldığınız kitabı okuduğunuzu zannettiren zihninize hâkim olursanız, yeni kitaplar almak yerine, elinizdekileri okumak gerektiğine inancınız artar. (Kitap Postası, s.24) Kitaplara merak duyan ve ilgi duyan kişilere Fransızca da verilen iki isim vardır. Bibliyofil ve Bibliyoman, anlamca benzerlik gösterseler de aralarında ki bariz farklar nedeniyle birbirlerinden ayrılmaktadırlar. Bibliyofil; bizdeki anlamıyla kitapsever manasına gelmektedir. Kitaplara karşı sevgisi ve ilgisi olan, kendi zevklerine uyan kitapları okuyan kitapseverler okuyup bitirdikleri kitapları başkalarıyla da paylaşmaktadır. Kitaplarını paylaşmaktan çekinmezler, çevresindeki kişilerinde okumasını ister. İmkanları oldukları sürece kitap alarak okurlar, bütçelerini zorlamazlar. Bibliyoman; kitaplara olan aşırı ilginin hastalık boyutuna gelmesini manasına gelmektedir. Jargon olarak tanımlanırsa ‘kitap manyağı’ da adlandırılabilir. Yunanca ‘biblion’ kitap ve ‘mania’ hastalık’ kelimelerinin birleşmesi sonucunda oluşmuştur. Kitaplara duydukları yoğun ilgi yüzünden odalar dolusu kitapları olmasına rağmen paylaşımcı değillerdir. Yeni çıkan kitapları edinmek, hangi kitabın ne zaman ve kim tarafından çıkarıldığını bilerek kitap dünyasına hakimdirler. Kitap ile ilgili olan hiç bir etkinliği kaçırmaz, kitap kokusuna ve kapaklarına tutkundurlar. Takıntılı bir şekilde kitap alırlar, sürekli kütüphaneye giderek sürekli okurlar. İki tabir de kitapla ilgili olmasına rağmen, bibliyoman anksiyete gibi takıntılı bir duruma dönüştüğünde psikolojik bir rahatsızlığa dönüşmektedir… "Kitaba merak sarmanın Fransızca'da iki karşılığı var: Bibliyofil ve bibliyoman. Birincisi kitap muhibbidir ki kendi zevkine ve kültürüne veya belirli bir hedefe göre kitap seçer; kıskanç değildir, bunları başka kitap dostlarıyla paylaşmaktan zevk alır. Hayatı boyunca kütüphanesini kurmak için girdiği zahmet kadar, onları başkalarının faydasına sunmak, hatta dağıtmak ve sonunda hasbetenlillâh bağışlamak için de âdeta çırıpınır. İkincisi, yani kitap hastası ise her gördüğü kitabı elde etmeğe uğraşan, bunlara sadece sahip olmaktan zevk alan, sahip olduktan sonra da kimseye kaptırmayan hatta koklatmayan adamdır." Kâğıt Medeniyeti, M. Orhan Okay, Dergâh Yayınları, 2014, s. 45. Gustave Flaubert'in Bibliyomani isimli eserini bir çırpıda okudum. Dünya edebiyatın dahi isimlerinden biri ve modern edebiyatın kurucularından Gustave Flaubert ilk kitabı Bibliyomani'yi daha 14 yaşındayken yazmış. Bir yandan gerçek bir olaydan yola çıkan öyküyü okurken bir yandan yazarın üzerini karaladığı kelimelere, sayfada uçuşan harflere bakıyorum da etkilenmemek mümkün değil. Zaten öyle birini anlatıyor ki sıkılmak pek mümkün değil: “Bu adamın sahaflar ve eskiciler haricindeki kimselerle konuşmuşluğu yoktu. Ketum olduğu kadar hayalperest, nemrut olduğu kadar mahzun bir adamdı; tek bir düşüncesi, tek bir sevdası, tek bir tutkusu vardı: Kitaplar.” Bu duruma bibliyomani deniliyor. Mecnun'un hep Leyla'dan söz etmesi gibi, marazi kitap düşkünleri de âşık oldukları kitaplardan başka bir şey düşünmez. Flaubert'in Bibliyomani kitabında da böyle biri var. Bibliyoman ile bibliyofil bazen karıştırılıyor ancak ikisi aynı şey değil. Özetlemek gerekirse, bibliyoman iyi kitabı görür görmez kendinden geçer, bibliyofil ise okuyunca heyecanlanan kişidir. Bibliyofil, kitaplar söz konusu olduğunda aşırı kıskanç değildir, daha çok kitap okuma tutkunudur. Bibliyoman ise okumaktan ziyade nesne olarak kitaba âşık olan kişidir, o arzuladığı kitabın hastasıdır. Bibliyomanda neredeyse tapınmaya varan aşırı bir sevgi hâli vardır. Bibliyofil de kitabı sever ama aşırılıktan kaçınır. İlginç olan şudur; bibliyomanlar arasında okuma yazma bilmeyenler bile olabilir, maksat o kitaba sahip olmaktır. Zaten bizde bir vakitler bibliyomanlara, mecânîn-i kütüb (kitap delisi) denilmiş. (Kütüb, kitaplar; mecânîn ise "mecnun"un çoğulu, mecnun da bilindiği gibi deli divane anlamında.) Kitaplara düşkünlük denilince, aklıma Katip Çelebi, Ali Emîrî ve İbnülemin Mahmud Kemal İnal gibi isimler geliyor. (Daha başka isimler de var.) Bu değerli insanlar, bibliyofil tanımına uyuyor; kitap topluyorlar, bunun için çok para ve çok zaman harcıyorlar. Kendileri kitap düşkünü ama bibliyoman değiller, geride halen faydalandığımız önemli eserler bırakmışlar. "Kitabı aldım; eve geldim. Yemeyi, içmeyi unuttum. Bu kitabı, sahaf Burhan 33 liraya sattı. Fakat ben bunu birkaç misli ağırlığındaki elmaslara değişmem." diyen Ali Emîrî Efendi olmasaydı belki de Dîvânü Lugati't-Türk kayıplara karışacaktı. Flaubert’in 1936 yılında henüz 14 yaşındayken kaleme aldığı Bibliyomani, yazarın el yazısıyla arkalı önlü onbeş sayfaya tekabül ediyor. Öykü yazılışından dokuz ay sonra 12 Temmuz 1837 tarihinde Colibri gazetesinde yayınlanmış. 2017 yılının Kasım ayında Sel Yayıncılık etiketiyle yeniden okuyucuyla buluşan kitap Flaubert’in el yazmaları ve Colibri gazetesinin görsellerini de içinde barındırıyor. Yunanca biblion (kitap) ve mania (hastalık) kelimelerinin birleşmesinden oluşan ve Manchester Kraliyet Hastanesi'nden Dr. John Ferriar tarafından türetilen Bibliyomani, kitaplara aşırı ölçüde düşkünlük, hastalık ölçüsüne varan kitap sevgisini tanımlar. Hayatının ekseninde kitapların yer aldığı, kitap toplayıp biriktiren ve istediği kitaba sahip olabilmek için her şeyi yapabilecek olan Bibliyomanlarda Obsesif - Kompülsif bozukluk derecesine varan takıntılı bir kitap tutkusu gözlemlenir. Gustave Flaubert’in yaşanmış bir olaydan esinlenerek kaleme aldığı öyküsünün başkahramanı olan kitapçı Giacomo da bu hastalığın pençesine düşmüş bir kitapçıdır. Giacomo mezat günleri dışında sokağa çıkmaz ve tüm zamanını kitaplarının arasında geçirir. Kitaplarına dokunduğu, onları hissettiği, yeni bir kitaba sahip olduğu anlarda çılgınca bir mutluluğa ve coşkuya kapılırken, mezatlarda bir kitabı başkasına kaptırdığında kıskançlığından, hırsından kendine hayatı zindan eder. Nadide kitaplara, elyazmalarına sahip olabilmek onun yaşamının yegâne amacıdır ve bir kitabı kütüphanesinde bulundurabilmek için yapabileceklerinin sınırı yoktur. “…bütün bu kitapların arasında olmaktan, bakışlarını yaldızlı harflerin, yıpranmış sayfaların, solmuş parşömenlerin üzerinde gezdirmekten mutluydu. Bir körün ışığı sevdiği gibi seviyordu bilgiyi. Hayır! Sevdiği bilginin kendisi değildi aslında; onun aldığı biçimi, yansıyan suretini seviyordu.” “Okuma yazması yok denecek kadar az” olan Giacomo’nun kitap tutkusu, kitaplara sahip olmaktan, onlara dokunmaktan ve onları seyretmekten ibarettir. Kitaplar benim de hayatımın vazgeçilmezleri arasında yer alan, yaşamımın bir parçası olarak gördüğüm bambaşka dünyalarının kapılarını aralayan yegâne araçlardır. Kitaplığımda okunmayı bekleyen bir dolu kitap varken, hala fütursuzca! kitap almaya devam ederim. Ancak kitaplığıma her baktığımda, raflarda sessizce okunmayı bekleyen kitaplarımı gördükçe vicdan azabı çeker, zamanımın tamamını okumaya yetmeyeceğinden korkarım. Çünkü aslolan biriktirmek değil, okumaktır benim için, sayfaların arasında kanat çırpmak, bir cümleyle hayallere dalmak, son sayfayı çevirdiğimde karakterleri içimde yaşatmaya devam etmek ve o büyülü dünyanın içinde kaybolmaktır. Bibliyomani’yi okurken, kendimi Bibliyofil ile Bibliyoman arasında bir yerde buldum. Bibliyoman değilim, çünkü bir kitaba sahip olabilmek için yapabileceğim şeylerin belli sınırları var. Bibliyofillerin kitaplarını çok rahat paylaşabildikleri söylendiği için Bibliyofil sınıflandırmasına da girmiyorum, çünkü benim kitaplarım değerlidir ve kitaplığımdan çıkan her kitap acı verir yüreğime, -bazı istisnalar dışında - paylaşamam. Klasikler içinde yerini alan Madame Bovary ile tanınan Gustave Flaubert’in çok küçük yaşta kaleme aldığı Bibliyomani tüm kitap tutkunlarının okurken keyif alacağı, kendinden bir şeyler bulacağı ve kitap sevdasını sorgulatacağı bir kitap. İçinizdeki kitap tutkusunun hiç tükenmemesi ve güzel kitaplarda buluşmak dileğiyle keyifli okumalarınız olsun. Bibliyomani'den Alıntılar “…bütün bu kitapların arasında olmaktan, bakışlarını yaldızlı harflerin, yıpranmış sayfaların, solmuş parşömenlerin üzerinde gezdirmekten mutluydu. Bir körün ışığı sevdiği gibi seviyordu bilgiyi.” “Bütün parasını, bütün malını, bütün heyecanlarını kitapları için saklıyordu.” “insanın Tanrı’dan sonra en fazla kıymet verdiği varlığını, parasını kitaplara feda etmiş ve yine yetinmemiş, insanın paradan sonra en fazla kıymet verdiği varlığını, ruhunu kitaplara teslim etmişti.” Kitap sevgisi hastalığa dönüşürse: Bibliyomani Yunanca “biblion” (kitap) ve Latince “mania”(hastalık) sözcüklerinin birleşiminden ortaya çıkan Bibliyomani aşırı kitap düşkünlüğü olarak tanımlanır. Bu terim ilk kez 1809 yılında, İngiliz Dr. John Ferriar tarafından, Richard Heber’e ithaf edilen bir şiirde kullanılmıştır. Richard Heber’in 150 binden fazla kitapla dolu sekiz evi ve yaklaşık 100 bin sterline mal olmuş bir kitap koleksiyonu vardır. Psikolojide bu durum, kitap toplama ya da biriktirmenin sosyal ilişkilerin ve sağlığın zarar gördüğü bir noktaya kadar ilerlemesini içeren obsesif kompülsif bir bozukluk olarak tanımlanır. Ve bu bozukluğa yakalanan kişiler, kitabı okumak için satın almaz. Kitabı satın almak, onlar için hastalık derecesinde bir arzudur. Bibliyoman ise; kitap kurdu, kitap düşkünü, hastalık derecesinde kitap biriktirme isteği olan kişi, sürekli kitap almak isteyen kişi, büyük bir kütüphaneye sahip olmak isteyen kişi, kitap için elindeki birçok şeyi feda edebilecek düzeyde hastalık derecesine ulaşmış kitap satın alma ve edinme eğilimi olan kişidir. Kitap istifleyicisidir kısacası. Bibliyomanların amaç ve istekleri farklılık gösterebilir; kimi bibliyomanlar kitapları kokusu için toplar, kimileri kapaklarına hayrandır, kimileri yazınsal mirası korumak için toplar, kimileri mal varlığının ve gücünün sembolü olarak toplar kimileri özel olarak ilgilendikleri alanla ilgili yazılmış kitapları toplar, kimileri ise sırf toplamak için toplar vesaire… Ancak bibliyomanların davranış biçimleri birbirine çok yakındır. Bir kitapçı veya sahafa girdiklerinde ceplerindeki tüm parayı kitaba yatırabilirler. Kütüphanelerinin çok özel olmasını isteyen kişilerdir. Kimsede bulunmayan kitaplara sahip olma arzusu ile tüm sahafları, kitapçıları gezerler; hatta dünyayı dolaşırlar. Bibliyomanlar her gördüğü kitabı ya da özel olarak ilgilendiği türde yazılmış kitapları elde etmeye uğraşan, bunlara sahip olmaktan büyük zevk alan, sahip olduktan sonra da kimseye kaptırmayan, kimseyle paylaşmayan kişilerdir. Birçoğu özellikle kitap kokusuna da hayrandır. Özel kitaplar için yapmayacakları şey yoktur. İlgilendikleri kitap için her şeylerini vermeye de hazırdırlar, hırsızlık bile yapabilirler. Tarihte yaşanan olaylar bibliyomanlar için daha da öteye giderek; kimsede olmayan bir kitaba sahip olmak adına cinayet bile işleyenleri de vardır. Bibliyomanların faydaları da çoktur. Örneğin intihal yaparak başkalarının yazılarını çalarak kitap yapan insanları çok iyi yakalarlar. Sayılı kitapların hangi kütüphanelerde olduğunu takip eder, özel kitapların yerlerini bilirler. Ellerinde bulunan değerli eserleri çok iyi korurlar ve yeni nesillere ulaşmasını sağlarlar. Yazınsal mirasın korunması ve gelecek nesillere ulaşmasında büyük payları vardır. Tarihte bilinen birçok bibliyoman kendi kişisel kütüphanelerini inşa etmek için tüm servetlerini imkanlarını ve vakitlerini harcamıştır. Örneğin İngiliz kitap koleksiyoncusu Richard Heberın 146.000’den fazla nadir bulunan kitaplarla dolu sekiz ayrı evi vardı. 1804’ten başlayarak kitaplara yaklaşık 100.000 sterlin değerinde bir servet harcamıştır. Tarihin en ünlü kitap hırsızı, bir bibliyoman olan Stephen Blumberg’tir. Akıl hastası da olan Stephen Blumberg yirmi yılda 20 000 kitap, 11 000 de tarihi yazı çalmıştır. Aslında para kazanmak amacıyla sık-sık antika eşyalar çalan Stephen çaldığı kitapları hiç satmamıştır. Yine ünlü bir bibliyoman da Thomas Phillipps (1792-1872). Ölümünde 160.000 kitap ve el yazması içeren koleksiyonu, ölümünden 100 yıl sonra bile hala açık artırmayla satılıyor olması dikkat çekicidir. Bilinen en ünlü Türk bibliyomanı hayatı boyunca gittiği her yerde kitap toplayan Ali Emîri Efendidir. Topladığı kitaplarla Türk kültürüne büyük hizmetlerde bulunmuştur. Ali Emiri Efendi kitaplara ulaşmak için uzun yollar kat etmiştir, büyük masraflar yapmıştır. Bibliyomani hakkında yazılmış birçok kurgu ve gerçek hikaye vardır. Thomas Frognell Dibdin’in “Bibliyomani ya da Kitap Deliliği” ve Gustave Flaubert’in “Bibliomanie’si bunlardan ikisi sadece. Fakat Dibdin’in kitabı hem kendisinin de bu hastalığa muzdarip olmasından hem de karşılaştığı gerçek koleksiyonculardan esinlendiği için önemli bir yere sahiptir. Türk edebiyatında da bu kavram işlenmiştir. Mustafa Kutlu da Mavi Kuş adlı eserinde bibliyomaniyi işler. Mavi Kuş hikayesinde bir otobüs yolculuğunda taşrada doktorluk yapan kitap tutkunu adam karısı ile boşanmasına sebep olan bu hastalığının anısını paylaşır. Karısı günün birinde: ´ya kitapların ya ben´ deyip restini çekince, doktor kamyon tutup, kitaplarını yükleyip ayrılır evden. Sonuç olarak bibliyomanların yaşam amacı haline getirdikleri bu durum faydalı olduğu durumlar olmasına rağmen bir hastalıktır. Her şeyin aşırısı zararlıdır. Bibliyomanlar bu rahatsızlık sonucunda telafisi mümkün olmayan travmalar yaşayabilirler, hayatlarını karartabilir ve daha ciddi sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kalabilirler. Bibliyoman olarak kalmak yerine tedavi olup bibliyofil yani kitapsever olmak daha değerlidir. En sağlıklısı da kitap manyağı olmak yerine kitapsever olmaktır. Yazar: Mustafa Ali Öztürk /////////////////////////////////////////////////// 08.12.2019 tarihi itibariyle kütüphanemden veri tabanına kaydedebildiğim kitap sayısı 2840 adet. Kayıt işi doğal olarak yavaş yürüyor.

Kütüphanemdeki tarih dergilerini ayrı kategorilendirdim. Bugün itibariyle 135 tarih dergisine ait 3958 adet fasikül var.

Böylece kütüphanemde toplam olarak kaydı yapılmış; 6798 adet eser mevcut...